Garip ve aslında biraz da kurtulmaya çalıştığım bir özelliğim var. Ben hep zamanın hızlı geçtiğini ve onun hakkını veremediğimi düşünürüm. Aslında, anı yaşamayı, o anları ailemle elimden geldiğince en iyi şekilde değerlendirmeye çalıştığımı da biliyorum, ancak yine de geçmişe baktıkça sanki bir şeyleri eksik bırakıyorum gibi hissediyorum.
Eşim ve çocuklarımla mümkün olduğunca fazla zaman geçirmek, onlarla dolu dolu bir hayat yaşamak en büyük isteğim. Bu yüzden, ne kadar boş zamanım olursa onlara ayırmaya çalışırım. Mesleğimin sağladığı esnek çalışma saatleri, bu açıdan benim içn çok kıymetli bir hazine. Örneğin, her gün saat 3 te küçük kızım İzel’i okuldan alırım ve hava güzelse kesinlikle parka gideriz. Kendisi şuan ikinci sınıfa geçti. Sınıftaki en yakın arkadaşı Elif ve babası ile okuldan çıkar, parka geçeriz. Biz Elif’in babası ile sohbet ederken, kızlar istedikleri kadar parkta oynarlar. Hiç müdahale etmeyiz, onlar sıkılana kadar bekleriz. Bu zamanların bir daha geri gelmeyeceğinin farkında olarak, onların anın tadını çıkarmalarını seyrederiz. Sonrasında kesinlikle dondurmacımıza gider ikişer top dondurma yeriz. İzel’in favori dondurması Şirinler (İtalyan karamel)’dir. Hiç şaşmaz. Her zaman ilk topumuz bu dondurma olur. Tadına hiç bakmadığım için ve mavi renginden dolayı ben hep bu dondurmayı yaban mersinli sanardım. Bir gü tadına baktığımda meğersem tam bir karamelli dondurma olduğunu görünce şaşırmıştım. Bu rutin çok hoşuma gidiyor. Havalar iyi oldukça, her okul çıkışı bunu yaparız. Ne kadar beraber zaman geçirirsem, o kadar huzurlu oluyorum kızımla.
Büyük kızım Ayyüce şu an 13 yaşına geldi. Küçüklüğünden beri onunla da elimden geldiğince çok zaman geçirirdim. Ancak, o artık büyüdü. Kendisi halen çok uysal ve hassas bir kızdır. Tabi, büyümesiyle beraber eskisi kadar çocuksu değil. Örneğin, önceden tatile gittiğimizde havuzda ya da denizde benim ve annesinin etrafından ayrılmazdı. Havuzda resmen tepemizden inmezdi. Biz de bazen kızardık tabi hadi git biraz da arkadaşlarınla oyna diye. Şimdi, nadiren yanımıza geliyor. Sürekli arkadaşları ile oynuyor. Hatta bazen ben ” havuza ya da denize gitmek istemiyorum, siz gidin” diyor. Tepemizden inmediği zamanlar, aslında ne kadar güzel zamanlarmış. Bu doğanın kanunu ve doğal bir gelişim süreci, lakin insanın biraz içi burkuluyor. Zamanı tabiki geriye alamayız, yine de o zamanları beraber geçirdiğimiz ve hakkını verdiğimiz için mutluyuz.
Bir Instagram videosunda çocuklarla geçirilen zamanın kıymetin bilinmesi üzerine bir konuşma izledim. Şöyle diyordu ” Çocuklarınıza etrafı dağıttıkları için kızmayın. Bir gün çocuklar o odaları son kez dağıtmış olacaklar ve siz bunun son defa olduğunun farkına varmayacaksınız”. Bunu, o gün etrafı dağıttıkları konusunda serzenişte bulunan eşime anlattım ve gözleri yaşardı, ağlamaya başladı. ”Ne diye şimdi bunu söyledin ki” diye sitem etti.
Sürekli geçmişe takılmak, hakkını vermediğini düşünmek doğru bir davranış değil. bundan kurtulmam gerektiğinin farkındayım. Bu yüzden, ailemle her anın tadını çıkartarak yaşamaya devam edeceğim.

Bir Cevap Yazın